Bir Sevdasın Denizli'm

Nereden gelirseniz gelin yabancılık çekmeyeceğiniz; sizi bağrına basacak sıcak kanlı,cana yakın ve kendine has tezlik ifadesiyle ne lazımsa “yapıverecek” insanların şehridir Denizli.

 

Denizi, adında tutup denize kıyısı bulunmayarak insanı şaşırtan; Ege ve Akdeniz’e karayoluyla 2 saat mesafede bulunan Karahayıt kaplıcalarıyla şifa dağıtan sağlık şehirdir.

 

Topraklarında Tripolis, Kolezya, Laodikya ve Hierapolis gibi 30u aşkın antik kenti bulunduran, dünya üzerinde eşi benzeri bulunmayan doğal güzellik Pamukkale’nin şehridir.

 

Gezip görükçe,okudukça ; antik çağlardan beri Denizli’nin gelir kaynakları ve yaşamlarını güzelleştiren değerleri süregelmiş demekten kendini alamıyor insan.

Genlerimizde varmış meğer...

 

Laodikya koyunlarının eşsiz yünleri, komşu Hierapolis’in eşsiz erguvan rengiyle boyanıp işlendikten sonra Efes limanından Mısır ve Roma’ya ihrac edilmiştir. Dönemin borsası olarak bilinen dokuma birliği, 2. kalite ürün satmayı yasakladığı için ,zaman içerisinde Likos Vadisi içinde yer alan Kolezya, Laodikya ve Hierapolis kentlerinde üretilen dokumaları satın alıp kullanmak prestij haline gelmiştir.

Bugün Denizli , Türkiye’nin ekonomisi güçlü ilk 10 şehri arasında yer alarak,“ Turkish Towels” markasıyla Türkiye tekstil ihracatının büyük kısmını oluşturmaktadır.

Ticari zekasını ve girişimci ruhunu atalarından aldığını düşündüğümüz Denizli, ülkemizde ilk vadeli çeki kullanıma koyan ; bugün , sokaklarında dolaşırken el dokuma tezgahlarının sesini uyduğumuz ekmeğini tekstilden kazanan Babadağ’ın şehridir.

 

Girişinde hamamı olan şehirdir Hierapolis. Konukların, ancak yıkandıktan sonra kente giriş yapmalarını zorunlu kılan bu yapı, daha ilk anda başlar sizi tedavi etmeye.

İki temel amaçla gelir insanlar buralara; sağlık bulmak ,iyileşmek ya da ölmek ve bu kutsal kentte gömülmek. Zıt kavramlar gibi görünse de  mayaları aynıdır aslında!

Pamukkale travertenlerini diğer bir deyişle Beyaz cenneti, fay hattı boyunca açığa çıkan kalsiyum karbonat oluşturur.Aynı hattan çıkan yüksek oradaki karbondioksit gazı ise civara yaklaşan tüm canlıları öldürür. Aynı suyun oluşturduğu ölüm ve yaşam algısıdır bir bakıma.

 

Aslına bakarsanız er geç herkes Denizli’ye gelmek zorundadır.

Çünkü antik çağ inanışına göre ölen insanların ruhları Ploutonion’dan yani Hades’in kapısından geçerek yeraltı dünyasına ulaşır. Ploutonion ve Yeraltı Dünyasının Kapısı olarak bilinen bu yer de Denizli’de , Hierapolis’dedir.

Yine de siz en iyisi yaşarken gelin ve şunları yapmadan dönmeyin:

 

Unesco dünya mirası listesindeki Beyaz cennet Pamukkale’ye gelerek, travertenler üzerinde yürümeyi (sabah ve gün batımında olmak üzere iki farklı ambiansı da deneyimlemelisiniz.), Hierapolis’teki antik havuzda Roma dönemi sütunlarının arasında yüzmeyi ve

25000 kişi kapasiteli, 2 katlı sahnesi büyük oranda orjinal parçalardan oluşan  antik tiyatonun havasını solumayı,

Kuzey yapısı girişinde yer alan, Afrodisiaslı sanatçıların yaptığı mezarlardaki usta taş işçiliklerini de incelemeyi,

 

 

12 ay boyunca kazıların Türk arkeologlar tarafından sürdürüldüğü ,İncil’de adı geçen ve bugün binlerce Hristiyanın Hac görevini yapmaya geldiği Laodikya antik kentini ziyaret etmeyi,

Laodikya kazılarında bulunan horoz  kabartmalarını incelemeyi,

 

Türkiye’nin açık havada sergilenen en büyük CAM Heykeli olan , Denizlili cam sanatçılarının emeğiyle birebir orjinal renklerinde yapılmış kentin sembolü Cam Horoz Heykeli önünde fotoğraf çekilmeyi,

 

Bayramyeri mevkiindeki bakırcılar çarşısına uğramayı,

Dünyanın birçok ülkesine ihrac edilen havlu,bornoz ve nevresim takımlarını uygun fiyata almayı,

 

 

Denizli kebabı ve ballı-tahinli-cevizli ince hamur pide yemeyi,

Restore edilmiş eski Denizli Konaklarında Babadağ keşkeği, Tavas baklavası (Davaz baklavası), Kale biberi (Gale Büberi) ,kuru patlıcan dolması (Guru balcan dolması) ve gelin turşundan tatmayı,

Dondurmalı irmik helvası,kabak peskeli ve Denizli gazozunu da tatmayı ihmal etmeyin.

 

 

Denizli’de bir gün

 

İstanbul’dan havalanan Thy’nin sabah uçağına binip 55 dakika sonra Denizli Çardak Havalimanında oluyorsunuz. Havalimanı Denizli’ye 45 dakika uzaklıkta. Dışarıda sizi bekleyen Havaş otobüslerini , taksi dolmuşları ya da araç kiralama firmalarını göreceksiniz. Vakit kaybetmeden yakalayın birisini ! Gezecek çok yer var !

 

Binlerce yıldır şifa dağıtan Spa temelli bir tatil isterseniz, Pamukkale’deki Karahayıt kasabasında kalmalısınız. Buradaki 5 yıldızlı oteller ve pansiyonlar sizlere farklı fiyat ve hizmet seçenekleri sunacaktır.

Buradan Hierapolis ve travertenlere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Alışveriş temelli bir tatil isterseniz Bayramyeri ve garaja yakın otellerde kalmalısınız. Garajdan sürekli, Pamukkale ve diğer antik kentlere araç bulunmaktadır.

 

Dönüş uçağınızın sabah saatinde olacağını , akşam uçağına ise Denizli’nin güzelliklerinden kopup erken ayrılamayacağınızı düşünerek, bu fırsatı şimdi değerlendirmek istiyorum.

İlk durak, Çardak - Denizli yolu üzerindeki Kaklık mağrası. Denizli’ye yaklaşık 30km. mesafede.Burada kükürtlü su kaynaklarının oluşturduğu doğal formlar , şelalaler ve su kaynakları yol yorgunluğunuzu azaltacaktır.

Burada bir süre geçirdikten sonra Organize sanayi bölgesi ve Selçuklu mimarisi olan Akhan Kervansarayı’nın önünden geçerek, Üçgen mevkii dediğimiz İzmir- Ankara/İstanbul ve Muğla/Antalya yollarına bağlanan Denizli merkeze ulaşıyoruz. Solumuzda Türkiye’nin ilk yeraltı Garajı , sağımızda tren garı.

 

İşte şimdi şehir turu başlıyor. Şehir merkezi tabelasını takip edip sağlı sollu dukkan ve otellerin önünden geçip dümdüz devam ederek Babadağlılar İşhanına varıyoruz. Yüzlerce çeşit havlu, bornoz,peştemal ve yerli dokumayı bir arada uygun fiyata bulabileceğiniz bu çarşı tam bir tekstil merkezi. Çarşının mimarisi de hoşunuza gidecektir.

Hemen karşı kaldırımında yer alan Atatürk ve Etnoğrafya müzesi ziyaret edilip  aynı hizzadaki tarihi hamam içerisindeki ünlü markalara dış giyim ihrac eden mağaza,kot,ceket,kazak,pantolon alışverişi için ziyaret edilebilir.

Yolun karşısında tarihi Kaleiçi Pasajı, kuyumcularıyla, bakırcılarıyla, iğneden ipliğe her şeyi bulabileceğiniz dükkanlarıyla sizleri bekliyor. Buranın olmazsa olmazı Kale biberi (Gale Büberi) ve Kuru patlıcan (Guru Balcan) dizileridir. Almadan gitmeyin.

Bakırcılar çarşısındaki ustaları izlemeyi ve ortaya çıkan harmoniyi dinlemeyi ihmal emeyin. Rahatlayacaksınız!

 

Bu civarda 4 çeşme mevkiine vardığınızda Kebabcılar sizi bekliyor. Peki nedir bu kebabı size özel yapan diye sorarlar hep.

Odunu sakız ağacından olan tuğlalı fırın iyice ısıtılır sonra ateşi alınır . Kuzunun ön kolundan hazırlanmış etler fırının içine kancayla asılır. Saatler süren pişme süreci başlar. Asılan etlerden süzülen yağlar bir tepside birikir ve kebabın yanında gelen pideler bu yağla banılır.

Eski geleneği sürdüren bu dükkanların çoğunda çatal-bıçak verilmez. İstersiniz, ama usta : “Yok amcam burda ! Kebap –kelle yenir elle ! Bilmiyon mu sen bunu?” der. Ben şimdiden uyarayım. Yabancı konuklarımın kürdanla yemeyi deneyip en sonunda pes edip elle yemeyi öğrendiğini bilirim =)

 

Bayramyeri gezimizi tamamlayıp Büyükşehir Belediyesi yön tabelalarını takip ederek ,

araç trafiğine kapalı ,geniş kaldırımlı yollardan yürüyerek, Tarihi Gazi İlk Okulunun önünden geçip Çınar meydanına doğru yol alıyoruz. Kabak peskeli, dondurmalı irmik helvası ve Denizli ezmesinin membağına ; Şekerci amcanın dükkanına uğruyoruz. Az ileride  Çınar meydanında bizi kentin sembolü, ışıltılı cam horoz heykeli karşılıyor.  Horozun pırıltısı, Pamukkale travertenlerini imgeleyen mavi camları gözünüden kaçırmasın. Burada fotoğraf çekilmeden gitmek olmaz.

Akşam yemeği için bu muhitte yer alan Eski Denizli evleri olan  Balcı ya da Konyalıoğlu Konaklarının birinde buğday ve etin dövülerek özdeşleştiği Babadağ keşkeğini, gelin turşusunu, Kale biberini (Gale Büberi), kuru patlıcan dolmasını  (Guru balcan dolması) ve Tavas baklavasını (Davaz baklavası) tatmalısınız.

 

Buradan bir taksi,dolmuş ya da otobüs ile Çamlık’a geçmelisiniz. Kent ormanında yürüyüş yapıp hayvanat bahçesini ziyaret edip canlı Denizli Horozunu da gördükten sonra Denizlilerin bu hayvanı neden bu kadar sevdiğini anlayaraksınız. Cadde üzerindeki sağlı sollu şık kafelerde soluklanabilirsiniz.

 

 

Ertesi gün Pamukkale, Laodikya ve Tripolis günü.

Sabah 6dan itibaren Pamukkale’yi ziyaret edebilirsiniz.Yamaç paraşütünü de deneyebilirsiniz burada.  Günde 10bin kişinin ziyaret ettiği bu şahane mekanın tadını çıkarmak isterseniz ya sabah erken ya da akşam üzeri tercih etmelisiniz. Gün batımını travertenlerde hayatınızda bir kez de olsun yaşamalısınız. Ayağınızın altından akan termal su ve size adete ayak masajı yapan travertenlerin üzerinden yeşillikler içerisindeki Likos vadisine tepeden bakmanın zevki tarif edilemez.

 

Kente kuzey kapısından giriş yaparak shuttle araçlarla ya da yaya olarak Hierapolis antik kentini gezebilir ve Antik tiyatronun muhteşem mimarisini ve rölyeflerini inceleyebilirsiniz. Antik havuzda, Pamukkaleyi oluşturan suyu kaynağında,  suyun altında yer alan Roma sütünlarını görerek şifalı suda yaz kış fark etmeden yüzebilirsiniz. Buradaki dükkandan , Hierapolis arkeologları tarafından yazılmış kitaplardan almanızı öneririm. Bu değerleri bilgileri başka kentlerde bulamazsınız.

Antik havuz ve travertenler arasında yer alan , Denizli civarındaki antik kentlerdeki buluntuların yer aldığı Hierapolis müzesini gezmeyi unutmayın. İşte travertenler karşınızda. Ayakkabılarınızı elinize alarak bu alanı tamamen yürüp diğer çıkış kapısından çıkmalısınız. Bazı konuklar yarı yola kadar yürüyüp geri dönmeyi tercih etse de, benim önerim bu fırsatı kaçırmamanız. Tüm traverten yolu yürüyün ve “yaya yolu” diye adlandırılan gişeden çıkın. Oradan da bir araç ile Laodikya’nın yolunu tutun.

 

Nereye baksanız farklı bir güzellik göreceksiniz güzeller güzeli Laodike’nin şehrinde.

Kazı çalışmalarının halen devam ettiğini göreceksiniz. Anadolu’nun Efes’ten sonraki en büyük antik kenti olan Laodikya , sütunlu caddesi,yer mozaikleri, muhteşem mazarası, gladyatör dövüşlerinin yapıldığı stadyumu, İncil’de bahsi geçen kilisesi ile sizi adeta bir zaman tüneline sokacak.

Tapınak A kısmında yer alan dinsel arşiv odası olarak adlandırılan alanı cam zemin sayesinde yukarıdan izleyebiliyorsunuz. Bu alanda fotoğraf çekilmeyi ihmal etmeyin.

 

Bir başka antik kent.... Tripolis... Laodikya’dan özel araç ile 20-25 dakika mesafede yer almakta. Sütunlu caddesi, tavla oyunları, muhteşem mozaik zeminli villaları bir yana burayı özel kılan yer KAPALI PAZAR YERİ. Erozyonla yok olmuş olması kentin yararına olmuş! Toprak yükü kenti o kadar iyi korumuş ki, kazılarda eski Pazar yeri olduğu gibi ,duvarldaki resimlerinden, arklarındaki deniz kabuklarına kadar “orjinal” haliye ,sanki yeni gibi gün yüzüne çıkmış. Bugün yetkililer burayı eski zamanlardaki gibi aktif kapalı pazar yeri olarak kullanmayı planlamaktadır.

 

Denizli’mize pek kar yağmasa da , dağları bu kuralı bozar. Bozdağ kayak merkezi , kayak ve kı sporları sevenler için görülmeye değer.

 

 

Bunları biliyor muydunuz?

 

Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası cam bienalinin gerçekleştiğini,

Ülkemizin açık havada sergilenen en büyük cam heykelin burada yer aldığını,

30 saniye boyunca aralıksız ötebilen parlak renkli,sürmeli gözlü horozun Denizli Horozu olduğunu,

Her sene, uluslarasarı halk dansları, amatör tiyatrolar, mermer kolonisi ve  heykel akademisinin gerçekleştiğini,

Türkiye leblebi üretiminin %70den fazlasının Serinhisar ilçesinde yapıldığını,

Nasa’ya bakır tel ihrac ettiğini,

 ÖMÜR DURUERK

 

 

 


Fotograflar



© Bu sitedeki görseller ilgili sanatçının izni olmadan kullanılamaz ve yayınlanamaz.
Denizli Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.